Written by 00:52 Genel

Bu Çocuk Niye Ağladı?

24 yıl aradan sonra Dünya Kupası’na katılan A Milli Futbol Takımı, ilk maçında Avustralya’ya 2-0 mağlup oldu. Maç öncesine kadar ülkede büyük bir heyecan ve coşku vardı. Şehir merkezlerine, hatta cami avlularına bile dev ekranlar kurulmuştu. Maç saati çok erken olmasına rağmen futbolseverler alanları hınca hınç doldurmuştu. Gel gör ki bunca hazırlık ve coşku, maçtan sonra yerini öfke ve umutsuzluğa devretti. O güne kadar övülen, sevilen, methedilen futbolcular bir anda tüm eleştirilerin, kötü sözlerin odak noktası haline geldi.

Oynanan maç, izlenen taktik, verilen ya da verilmeyen emek elbette ki konuşulur, tartışılır. Milyonların aylardır, hatta çeyrek asırdır beklediği bu özel maçın bu şekilde sonuçlanması büyük bir hayal kırıklığına sebep olur. Ama hepimiz elimizi bir vicdanımıza koyup sormamız gerekmez mi kendimize?

Doktorundan avukatına, siyasetçisinden öğrencisine, evlisinden bekarına kadar hemen hemen her meslekten, her alandan insanı sürekli bir eleştiri yağmuruna tutmuyor muyuz? Eşimizi, işimizi, anamızı, babamızı, çalışanımızı, patronumuzu sürekli eleştirmiyor muyuz? Hem de neredeyse çoğu zaman hiç ilgimiz, uzmanlığımız olmayan alanlarda bile bunu yapmıyor muyuz?

Geçtiğimiz kış ayının başında Van’da köy okullarına kıyafet dağıtımı yapmaya gitmiştik. Öğlen vakti namazımızı kılmak üzere camiye giderken ayaküstü bir kıyafet dükkanına uğradık. Daha selamımız biter bitmez, nedenini niçinini bilemediğim bir şekilde esnaf cami imamından şikayet etmeye başladı. İmamın çok yüksek maaş aldığından, camiyi temizlemediğinden dert yanıyordu. “Abi” dedim, “sen camiye gidiyor musun?” “Yok” dedi, “gitmiyorum.” Fıkra bu kadar.

Elbetteki bu bir fıkra değil. Acı bir gerçek. Düşünmeli değil mi insan? Neden bunu yapar? Neden sürekli böyle bir şeyin içinde bulur kendini? Kendisine katkısını ya da kendisinden götürüsünü muhasebe etmemeli değil mi?

Bir mecliste, sevdiğimiz bir abimiz ve birkaç kişi oturuyorduk. Bize şu tefekkürü yaptırmıştı: “Abi” dedi, “herkes gözünü kapatsa, en sık görüştüğü kişinin beş kusurunu düşünüp saysa… Sonra da yine gözünü kapatıp kendi iki tane kusurunu düşünüp saysa; hangisini daha hızlı yapar?”

Sahiden de o gün başkasının kusurunun hemen aklımıza geldiğini, fakat kendi kusurlarımızı saymakta zorlandığımızı fark ettik. Bizim hiç mi kusurumuz yok? Biz hiç hata yapmıyor muyuz? İşte insan sürekli birilerini eleştirip, birilerinde kusur arayıp durunca artık kendisiyle arasında bir perde oluşuyor.

Mesele ne imam ne doktor ne de milli takım oyuncuları. Esas mesele; belki de basit bir alışkanlık haline gelmiş gibi gözüken ama şeytanın bu hayattaki en büyük ideali olan, insana kendisini unutturması yani “kendimizi unutmak” gibi çok büyük bir kalp yaramızın olması…

Bizde ağlayalım stattaki o minik çocuk gibi, mahzun olalım. Skor tabelasına maç sonucunu değil gönül aynamızı yansıtalım. Bakalım, bakalım bir daha bakalım…

 

Visited 52 times, 1 visit(s) today
Close