Babaannemin kalçası kırılalı üç hafta olmuştu. Yengem, bakımıyla daha rahat ilgilenebilmek için onu bir süre kendi evine almış, toparlanınca da amcamın arabasıyla tekrar babaannemin evine getirmişti. Yengem araba kullanmayı bilmediği için kızıyla birlikte gelmişti. Babam ve ben, babaannemi merdivenlerden çıkarmaya yardıma gitmiştik. Yengem elindeki son poşetleri merdivenlerden yukarı taşırken aniden kendini tutamayıp ağlamaya başladı; Babam sebebini sorunca, “Arabaya bakınca aklıma abin geldi. Araba aynı ama şoförü farklı…” dedi.
Amcamın uzun zamandır ağrıları vardı ve birçok kez hastaneye gitmişlerdi. Biz de eşimle birlikte geçmiş olsun ziyaretine gitmeye karar verdik. O gün tevafuk, kardeşim de bize yakındı; üçümüz birlikte gideriz diye düşündüm. Akşam saatlerinde inanılmaz bir yağmur yağıyordu. Navigasyon yolu 2,5 saat gösterince gitmekten vazgeçmeyi düşündüm ama bir yandan da hasta ziyaretinin hayırlı olacağını hissettim. İş çıkışında hanımı ve kardeşimi alıp yola koyulduk. Trafik öylesine yoğundu ki, yol bitmek bilmediği için yarı yoldan geri dönmeyi bile geçirdik içimizden. Böyle böyle 3 saati aşkın bir sürenin ardından amcamlara varabildik. Ziyaret sebebiyle manavdan birkaç kilo meyve almayı ihmal etmedik.
Yengem kapıyı açtı, amcam içeride oturuyordu. Biraz yüzü solgundu ama beklediğimden çok daha iyi görünüyordu. Hastalığı hakkında çok bilgim yoktu ama ciddi bir durum olmadığını anlamıştım. Ağrılarından ve hastane süreçlerinden bahsetti; bir hafta sonra MR çekimine gireceğini, durumunun orada netleşeceğini söyledi. Biraz sohbet ettikten sonra “hasta ziyareti kısa olur” düsturuyla müsaade istedik. Hem bize hem de amcama iyi gelen bir ziyaret olmuştu, onu sağlıklı görmenin huzuruyla ayrıldık.
Bu ziyaretten henüz bir hafta geçmemişti ki amcamın vefat haberini aldık. Şoka girdim; daha bir hafta önce canlı kanlı gördüğüm amcamın vefatına inanamadım. Meğer amcama iki hafta önce kanser teşhisi konulmuş, kendisinin de haberi yokmuş; bir tek yengem biliyormuş. O dağ gibi adam, iki hafta içinde bir anda aramızdan ayrılıp gitti. Geriye işte o kırmızı arabası kaldı. Meğer yengemin merdivenlerden çıkarken ağlama sebebi bu yüzdenmiş. Yıllarca amcamla birlikte binip geldikleri o arabaya bakmıştı; araba aynıydı ama direksiyonda bu kez kocası değil, kızı vardı.
Velhasıl kıymetli dostlar; gönül almaya bakalım. Ziyaretlerimizi ertelemeyelim. Sudan sebeplerle incitmeyelim birbirimizi. Siyaset, mezhep, cemaat, takım vb. durumlardan dolayı birbirimizle kutuplaşmayalım. Çok bilmişlikten, hep haklı olma sevdasından vazgeçelim. Tartışmayalım artık, kin tutmayalım! Anlayalım birbirimizi! Silmek için değil sevmek için bahane arayalım. Ailemizin, dostlarımızın kıymetini bilelim. En önemlisi de sağlık ve zaman nimetinin değerini anlayalım. Her gün takvimden bir yaprak daha düşüp gidiyorken, bırakalım yaşanmışlıkları bir kenara, affediverelim birbirimizi.
Yazıma bir büyüğümüzün kalbine düşen şu mısrayla son vermek istiyorum.
Bu bir imkandır, gün gelir elden alınır.
Bir sala okunur, yolculuk başlar.
Dönüş yok, gidiş kesindir.
İnsanoğlu kabirde aranır.
Nerede hayırlar, nerede kabirdeki yoldaşlar, nerede nurlar, nerede cennet penceresi, nerede nurdan döşekler, nerede müjde getiren melekler?
Dönüş yok, dönüş yok, dönüş yok